1. Giriş

Adil yargılanma hakkı, hukukun üstünlüğünün ve adil bir yargı sisteminin temelini oluşturan evrensel bir insan hakkıdır. Bu hak, bireylerin yargı süreçlerinde gereken güvencelere sahip olmasını ve hukuki anlaşmazlıkların veya cezai suçlamaların adil bir şekilde karara bağlanmasını temin eder.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) perspektifinden bakıldığında, bu hakkın temel ilkeleri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesinde detaylı bir şekilde düzenlenmiştir.1 Madde 6, genel olarak adil yargılanma haklarını ele almakta ve özellikle medeni hak ve yükümlülüklerin belirlenmesi veya bir suç isnadının karara bağlanması süreçlerinde "bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından makul bir sürede adil ve aleni bir yargılanma" hakkını güvence altına almaktadır.1 Ayrıca, suçla itham edilen kişilere yönelik asgari hakları da sıralamaktadır.1 Bu detaylı düzenleme, AİHM'in adil yargılanma hakkı ihlallerine ilişkin kararlarında daha ayrıntılı bir analiz yapmasına olanak tanımaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası açısından ise adil yargılanma hakkı, 36. maddede güvence altına alınmıştır.9 "Hak Arama Hürriyeti" başlığı altında yer alan bu madde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğunu belirtmektedir.9 Bu hak, Anayasa'ya 2001 yılında yapılan değişikliklerle açıkça dahil edilmiş olup, daha önceki anayasalarda yargının bağımsızlığı ve hukuki çarelere başvurma hakkı gibi ilkeler aracılığıyla dolaylı olarak korunmaktaydı.13 Anayasa Mahkemesi'nin bu maddeye ilişkin yorumları, adil yargılanma hakkının unsurlarını belirlemede ve bu hakkın ihlaline yönelik bireysel başvuruları değerlendirmede temel teşkil etmektedir.

AİHM, Avrupa Konseyi'nin yargı organı olarak, üye devletlerin (Türkiye dahil) AİHS kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini denetlemektedir.1 AİHM'e yapılan başvurular, bireylerin ulusal düzeyde tüm hukuki yollarını tükettikten sonra AİHS'de güvence altına alınan haklarının ihlal edildiği iddiasını taşıyabilmektedir.21 AİHM'in verdiği kararlar, ilgili üye devletler için bağlayıcıdır.

Türkiye Anayasa Mahkemesi ise ülkenin en yüksek mahkemesi olup, yasaların Anayasa'ya uygunluğunu denetleme yetkisine sahiptir.11 2012 yılında yürürlüğe giren bireysel başvuru mekanizması sayesinde, Anayasa'da ve AİHS'de güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia eden bireyler, olağan kanun yollarını tükettikten sonra doğrudan Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilmektedir.21 Bu mekanizma, Türkiye'deki adil yargılanma hakkı ihlallerinin ulusal düzeyde ele alınması için önemli bir araçtır.

Bu raporun amacı, AİHM ve Türkiye Anayasa Mahkemesi'nin adil yargılanma hakkına ilişkin içtihatlarını karşılaştırmalı olarak incelemektir. Rapor kapsamında, her iki mahkemenin bu temel hakkın unsurlarına yaklaşımları, verdikleri emsal kararlar ve bu kararlardaki...source değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir" şeklindedir.2 Madde ayrıca, bir suç ile itham edilen herkesin suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılacağını ve suçla itham edilen herkesin belirli asgari haklara sahip olduğunu belirtir.2

Madde 6'nın uygulama alanı hem medeni hem de cezai yargılamaları kapsamaktadır.1 AİHM, "cezai alanda kendisine yöneltilen suçlama" ve "medeni hak ve yükümlülükler" kavramlarına özerk bir yorum getirmektedir.3 Bu, söz konusu kavramların ulusal hukuk sistemlerindeki sınıflandırmalarından bağımsız olarak, AİHS'deki anlamlarının AİHM tarafından belirlendiği anlamına gelir.3 Bu özerk yorum, adil yargılanma güvencelerinin ulusal hukukun dar yorumlarıyla zayıflatılmasını engellemekte ve daha geniş bir koruma alanı sağlamaktadır.

Madde 6'nın temelini oluşturan kilit ilkeler şunlardır:

  • Mahkemeye Erişim Hakkı: Bireylerin haklarını ve yükümlülüklerini mahkeme önünde ileri sürebilme ve savunabilme hakkını ifade eder.1
  • Makul Sürede Yargılanma Hakkı: Yargılamaların gereksiz gecikmeler olmaksızın, makul bir süre içinde tamamlanmasını gerektirir.1
  • Bağımsız ve Tarafsız Mahkeme Hakkı: Yargılamayı yapacak mahkemenin yürütme organından, yasama organından ve davadaki taraflardan bağımsız olması ve herhangi bir önyargı veya çıkar çatışması taşımaması anlamına gelir.1
  • Masumiyet Karinesi: Bir suçla itham edilen herkesin suçluluğu yasal olarak kanıtlanana kadar masum sayılmasını öngörür.1
  • Sanık Hakları: Suçla itham edilen kişilere, suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede haberdar edilme, savunmasını hazırlamak için yeterli zaman ve kolaylıklara sahip olma, kendini bizzat savunma veya avukat yardımı alma, tanıkları sorgulama veya sorgulatma ve tercüman yardımından ücretsiz yararlanma gibi asgari haklar tanır.1
  • Silahların Eşitliği İlkesi: Davanın taraflarının, yargılama sürecinde birbirlerine karşı eşit imkanlara sahip olmalarını gerektirir.1
  • Yargılamanın Aleniliği: Duruşmaların ve kararların kamuya açık olması ilkesidir.1 Ancak, belirli durumlarda aleniyetin sınırlandırılması mümkündür.
  • Kararların Gerekçeli Olması: Mahkeme kararlarının hangi hukuki ve fiili nedenlere dayandığını açıkça göstermesi gerekliliğidir.1

AİHM'in geliştirdiği bu ilkeler ve zengin içtihat, üye devletlerin yargı süreçlerinin adilliğini değerlendirmede kapsamlı bir çerçeve sunmaktadır. Özellikle, "cezai alanda kendisine yöneltilen suçlama" ve "medeni hak ve yükümlülükler" kavramlarının özerk yorumu, AİHS'nin koruma alanının ulusal hukukun dar tanımlarıyla sınırlandırılmasının önüne geçmektedir.

2.2. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. Maddesi: Evrim ve Adil Yargılanma Hakkına İlişkin Temel Hükümler

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesi, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz" şeklinde düzenlenmiştir.9 "Hak Arama Hürriyeti" başlığını taşıyan bu madde, adil yargılanma hakkını temel bir hak olarak güvence altına almaktadır.

Anayasa'nın ilk hallerinde, yargılamanın açıklığı, kararların gerekçeli olması ve mahkemelerin bağımsızlığı gibi ilkeler adil yargılanma hakkının temel unsurları olarak kabul edilmekteydi.15 Ancak, "adil yargılanma hakkı" ibaresi Anayasa'ya doğrudan 2001 yılında yapılan bir anayasa değişikliği ile eklenmiştir.13 Bu değişiklik, Türkiye'nin insan hakları alanındaki uluslararası standartlara, özellikle de AİHS'nin 6. maddesine uyum çabasının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Anayasa Mahkemesi, 36. maddenin içeriğini yorumlarken AİHM'in içtihatlarından önemli ölçüde yararlanmaktadır.11 Anayasa Mahkemesi'nin içtihatlarına göre, adil yargılanma hakkının temel unsurları şunlardır:

  • Mahkemeye Erişim Hakkı: Bireylerin hukuki süreçleri başlatabilme ve takip edebilme hakkını güvence altına alır.32 Anayasa Mahkemesi, mahkeme kararlarının devlet organlarınca etkili bir şekilde uygulanmasının da bu hakkın bir parçası olduğunu vurgulamaktadır.32
  • Makul Sürede Yargılanma Hakkı: Yargılamaların makul bir zaman dilimi içinde sonuçlandırılması gerekliliğini ifade eder.11 Anayasa Mahkemesi, Türkiye'deki yargılama sürelerinin uzunluğunu "yapısal bir sorun" olarak kabul etmekte ve bu konuda çok sayıda ihlal kararı vermektedir.21
  • Bağımsız ve Tarafsız Mahkeme Hakkı: Yargı mercilerinin her türlü etkiden uzak ve tarafsız bir şekilde görev yapmasını temin eder.11 Anayasa Mahkemesi, hakimlerin bağımsızlığının bu ilkenin temelini oluşturduğunu belirtmektedir.11
  • Masumiyet Karinesi: Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağını öngörür.11 Bu ilke, sadece yargı mercileri için değil, tüm kamu kurum ve kuruluşları için geçerlidir.13
  • Sanık Hakları: Suç isnadı altındaki kişilere, savunmalarını etkili bir şekilde yapabilmeleri için gerekli hakları tanır. Bunlar arasında suçlamadan haberdar edilme, savunma için yeterli zaman ve imkanlara sahip olma, hukuki yardım alma, tanık dinletme ve sorgulama hakkı sayılabilir.13
  • Silahların Eşitliği İlkesi: Yargılama sürecinde tarafların eşit koşullarda yarışmasını gerektirir.14
  • Yargılamanın Aleniliği: Duruşmaların kamuya açık yapılması ilkesini ifade eder.11
  • Kararların Gerekçeli Olması: Mahkeme kararlarının dayanaklarının açık ve anlaşılır bir şekilde belirtilmesini zorunlu kılar.11
  • Hukuka Aykırı Delillerin Yasaklanması: Kanuna aykırı olarak elde edilmiş delillerin yargılamada kullanılamayacağını belirtir.11

Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma hakkının açıkça dahil edilmesi, Türkiye'nin insan hakları korumasını güçlendirme yönündeki iradesini göstermektedir. Anayasa Mahkemesi'nin de AİHM içtihatlarına başvurarak bu maddeyi yorumlaması, ulusal standartların Avrupa standartlarıyla uyumlaştırılması çabalarını yansıtmaktadır.

  1. Temel Unsurların Karşılaştırmalı Analizi

3.1. Mahkemeye Erişim Hakkı

AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı, AİHS'nin 6. maddesinin temel bir yönünü oluşturur ve bireylerin medeni hak ve yükümlülüklerini veya cezai suçlamaları karara bağlayacak bir yargı organına başvurabilmelerini sağlar.1 Bu hak mutlak olmayıp, kabul edilebilirlik kuralları, zaman aşımı süreleri ve iç hukuk yollarının tüketilmesi zorunluluğu gibi sınırlamalara tabi olabilir.7 Ancak, bu sınırlamalar hakkın özünü zedeleyecek ölçüde olmamalıdır. AİHM, mahkeme kararlarının etkili bir şekilde uygulanmasının da adil yargılanma hakkının bir parçası olduğunu vurgulamıştır.

Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi aracılığıyla mahkemeye erişim hakkını güvence altına almaktadır.32 Mahkeme, bir bireyin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren her türlü sınırlamanın bu hakkın ihlali olabileceğini belirtmiştir.32 Özellikle, Anayasa Mahkemesi'nin içtihatlarında devlet organlarının mahkeme kararlarını uygulamamasının veya gecikmeli uygulamasının mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak değerlendirilmesi dikkat çekicidir.32 Bu durum, yargısal çözüm yollarının uygulanmaması halinde etkisiz kalacağı endişesini yansıtmaktadır. Mahkeme ayrıca, idari başvuru sürelerinin aşırı katı yorumlanmasının da mahkemeye erişimi engelleyebileceğine hükmetmiştir.32

Her iki mahkeme de mahkemeye erişim hakkının temel önemini kabul etmektedir. Ancak, Türkiye bağlamında Anayasa Mahkemesi'nin özellikle mahkeme kararlarının devlet yetkilileri tarafından etkin bir şekilde uygulanması konusuna vurgu yapması, bu alandaki potansiyel sorunlara işaret etmektedir. Bu durum, iki mahkemenin karşılaştığı zorlukların farklılaştığını göstermektedir.

3.2. Makul Sürede Yargılanma Hakkı

AİHS'nin 6(1) maddesi, hem medeni hem de cezai yargılamaların "makul bir süre" içinde tamamlanmasını gerektirir.1 Makul sürenin değerlendirilmesi, davanın karmaşıklığı, başvuranın tutumu ve ilgili makamların tutumu gibi her olayın özel koşullarına bağlıdır.55 Devletin eylemsizliği veya verimsizliği nedeniyle meydana gelen aşırı gecikmeler, bu hakkın ihlaline yol açabilir.

Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında makul sürede yargılanma hakkını güvence altına almakta ve bu hakka ilişkin çok sayıda bireysel başvuru almaktadır.11 Anayasa Mahkemesi, Türkiye'deki yargılama süreçlerinin uzunluğunu "yapısal bir sorun" olarak kabul etmiş ve bu konuda çok sayıda ihlal kararı vermiştir.21 Mahkeme, bu tür davalarda rolünün giderek tazminat ödemeye yönelik hale gelmesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirmiştir.52

Her iki mahkeme de makul sürede yargılanma hakkını temel bir güvence olarak görmektedir. Ancak, Anayasa Mahkemesi'nin ulusal yargı sistemindeki yapısal gecikmeleri açıkça kabul etmesi, bu sorunun Türkiye'de AİHM'in denetlediği daha geniş Avrupa bağlamına kıyasla daha yaygın bir sorun olduğunu düşündürmektedir.

3.3. Bağımsız ve Tarafsız Mahkeme Hakkı

AİHS'nin 6(1) maddesi, davayı gören mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmasını şart koşar.1 Bağımsızlık, mahkemenin yürütme veya davadaki tarafların etkisinden uzak olması anlamına gelirken, tarafsızlık önyargı veya çıkar çatışmasının olmaması demektir. AİHM, bu gereklilikleri hakimlerin atanma şekli, görev sürelerinin güvencesi ve bağımsızlık ve tarafsızlık görünümü gibi çeşitli faktörlere dayanarak değerlendirir.5

Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca mahkemelerin bağımsızlığını ve tarafsızlığını adil yargılanma hakkının vazgeçilmez unsurları olarak kabul etmektedir.11 Mahkeme, yargı bağımsızlığını hakimlerin bağımsızlığıyla eş anlamlı görmektedir.11 Türkiye'de yargı bağımsızlığına ilişkin endişeler, özellikle 2016 darbe girişimi sonrasında hakimlerin görevden alınması ve yeniden atanması gibi çeşitli bağlamlarda dile getirilmiştir.27 AİHM de Türkiye aleyhine verdiği kararlarda, olağanüstü hal kararnameleriyle görevden alınan hakimlerin etkili bir hukuki başvuru yoluna sahip olmamalarının adil yargılanma haklarını ihlal ettiğini tespit etmiştir.27

Her iki mahkeme de mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığına büyük önem vermektedir. Ancak, AİHM'in Türkiye aleyhine verdiği kararlar, özellikle hakimlerin görevden alınması ve yeniden atanması süreçlerindeki hukuki güvencelerin yetersizliğine ilişkin tespitleri, Türkiye bağlamında yargı bağımsızlığı konusunda potansiyel yapısal sorunların olduğunu ve bu sorunların Avrupa düzeyinde de incelendiğini göstermektedir.

3.4. Masumiyet Karinesi

AİHS'nin 6(2) maddesi, açıkça masumiyet karinesini düzenleyerek, bir suçla itham edilen herkesin suçluluğu yasal olarak kanıtlanana kadar masum sayılacağını belirtir.1 Bu ilke, ispat yükünü savcılığa yükler ve herhangi bir şüphenin sanık lehine yorumlanmasını gerektirir. Ayrıca, kamu görevlilerinin mahkumiyet öncesinde suçluluğu ima eden açıklamalarda bulunmasını da yasaklar.

Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi ile birlikte 38. maddesinde yer alan "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz" hükmüyle masumiyet karinesini adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olarak kabul etmektedir.11 Anayasa Mahkemesi, bu ilkenin sadece yargı organları için değil, tüm kamu kurumları için geçerli olduğunu belirtmektedir.13 AİHM'in Yüksel Yalçınkaya v. Türkiye kararı 23, bu ilkenin uygulanmasında potansiyel bir farklılığa işaret etmektedir. Bu davada AİHM, başvurucunun sadece ByLock mesajlaşma uygulamasını kullanması nedeniyle terör örgütü üyeliğinden mahkum edilmesinin masumiyet karinesini ihlal ettiğine hükmetmiştir. AİHM, Türk mahkemelerinin ByLock kullanımını, sanığın suçlu olduğuna dair tartışılmaz bir karine olarak ele aldığını ve suç kastına dair başka delil aramadığını belirtmiştir.

Her iki hukuk sistemi de masumiyet karinesini resmen tanımaktadır. Ancak, Yüksel Yalçınkaya davası, AİHM'in Türk yargısının ByLock uygulamasına dayalı olarak suçluluk karinesi oluşturmasına yönelik yaklaşımını eleştirmesi nedeniyle, bu ilkenin pratikte uygulanmasında bir farklılık olabileceğini göstermektedir. Bu durum, AİHM'in suçluluk karinelerinin oluşturulması konusunda daha sıkı bir denetim uyguladığını düşündürmektedir.

3.5. Sanık Hakları

AİHS'nin 6(3) maddesi, suçla itham edilen herkese bir dizi asgari hak tanır.1 Bunlar arasında kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek; savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak; kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından yararlanmak; aleyhindeki tanıkları sorgulamak veya sorgulatmak ve lehine olan tanıkların da aynı koşullarda dinlenmesini sağlamak; ve mahkemede kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde ücretsiz tercüman yardımından yararlanmak yer alır.

Anayasa'nın 36. maddesi, genel olarak adil yargılanma hakkını güvence altına alırken, 38. madde de suçla itham edilen kişilere kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanmama hakkını tanır.11 Ayrıca, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) gibi diğer mevzuatlar da sanık haklarını detaylı bir şekilde düzenlemektedir. Anayasa Mahkemesi'nin içtihatları da sanık haklarının etkin bir şekilde kullanılmasının adil yargılanmanın bir gereği olduğunu vurgulamaktadır.13 Örneğin, suçlamadan zamanında haberdar edilme hakkı, savunma hakkının etkili bir şekilde kullanılabilmesi için hayati öneme sahiptir.13

Her iki sistem de suçla itham edilen kişilerin temel haklarını koruma konusunda benzer ilkeleri benimsemektedir. AİHS'nin 6(3) maddesi daha spesifik hakları sıralarken, Türk hukuku da Anayasa ve ilgili kanunlar aracılığıyla benzer güvenceler sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin AİHM içtihatlarını dikkate alarak yaptığı yorumlar, bu alandaki standartların yakınlaşmasına katkıda bulunmaktadır.

3.6. Silahların Eşitliği İlkesi

AİHM, silahların eşitliği ilkesini adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olarak geliştirmiştir.1 Bu ilke, yargılama sürecinde tarafların birbirlerine karşı eşit fırsatlara sahip olmalarını ve kendi argümanlarını sunma ve karşı tarafın argümanlarına karşı çıkma imkanlarının dengeli olmasını gerektirir. Özellikle delillerin sunulması ve incelenmesi aşamasında bu ilke büyük önem taşır.

Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ilkesini benimsemektedir.14 Mahkeme, yargılama sürecinde taraflardan birinin diğerine göre önemli ölçüde avantajlı hale gelmesine neden olan yasal düzenlemelerin veya uygulamaların bu ilkeye aykırılık teşkil edebileceğini belirtmektedir.32 Tanık delili de dahil olmak üzere delillerin sunulması ve incelenmesi aşamasında taraflara uygun imkanların tanınması ve yargılamaya etkin katılımlarının sağlanması gerektiği vurgulanmaktadır.32

Her iki mahkeme de silahların eşitliği ilkesinin adil bir yargılama için zorunlu olduğunu kabul etmektedir. Bu ilke, yargılama sürecinin hakkaniyetli bir şekilde yürütülmesini ve tarafların eşit koşullarda mücadele etmesini sağlamayı amaçlar.

3.7. Yargılamanın Aleniliği

AİHS'nin 6(1) maddesi, yargılamanın kamuya açık yapılmasını ve kararın aleni olarak verilmesini öngörür.1 Ancak, demokratik bir toplumda ahlak, kamu düzeni, ulusal güvenlik, küçüklerin çıkarları veya tarafların özel hayatının korunması gibi belirli durumlarda aleniyetin sınırlandırılması mümkündür.

Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yargılamanın aleniliği ilkesini benimsemektedir.11 Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 182. maddesi de duruşmaların açık yapılacağını düzenlemektedir.38 Ancak, genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde, duruşmanın bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına mahkemece karar verilebilir.38 Kapalı yapma konusundaki gerekçeli karar ile hüküm açık duruşmada açıklanır.38

Her iki sistem de yargılamanın aleniliği ilkesini, şeffaflığı ve kamu denetimini sağlamak amacıyla önemli bir güvence olarak kabul etmektedir. Belirli istisnai durumlarda aleniyetin sınırlandırılmasına izin verilmesi, diğer meşru menfaatlerin korunması amacını taşır.

3.8. Kararların Gerekçeli Olması

AİHM içtihatlarına göre, adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerekmektedir.1 Gerekçeli karar, tarafların argümanlarının dikkate alındığını ve kararın keyfi olmadığını gösterir, ayrıca üst mahkemelerin etkili bir şekilde denetim yapmasına olanak tanır.

Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğini kabul etmektedir.11 Anayasa'nın 141. maddesi, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağını belirtir.11 Gerekçesiz kararlar, adil yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirilebilir.

Her iki sistem de mahkeme kararlarının gerekçeli olmasının, hukukun üstünlüğünü ve yargıya olan güveni sağlamak açısından kritik bir öneme sahip olduğu konusunda hemfikirdir. Gerekçeli kararlar, yargılama sürecinin şeffaflığını artırır ve hesap verebilirliği teşvik eder.

Yazının 2. Bölümü İçin Tıklayın