40 yaşın üstündeki kadınlarda açıklanamayan kısırlık tanısı konulduğunda, bu durum gerçekte yaşa bağlı bir nedeni yansıtıyor olabilir. Çünkü 'açıklanamayan' terimi, yapılan tüm testlerde belirgin bir anomali bulunamaması anlamına gelirken, yaş ilerlediğinde yumurta kalitesi ve yumurta rezervi doğal olarak azalıyor. Bu fizyolojik değişim testlerde anormal görünmese de, fertilite sorunlarının temelinde yatıyor.

Uluslararası standartlar (Avrupa Üreme Tıbbı Derneği - ESHRE) açıklanamayan kısırlık tanısının 40 yaş ve altındaki hastalara uygulanmasını önermiştir. Çünkü 40 yaşın üstünde, yaşın kendisi zaten yeterli bir açıklamadır. 38 yaşından sonra ve özellikle 40 yaş üzeri 'açıklanamayan' infertilite olgularında, tedavi yaklaşımı değişiyor. Yaşlı hasta gruplarında basamaklı bir tedavi yöntemi (izlem, ilaçlama, sonra tüp bebek) yerine, doğrudan in-vitro fertilizasyon (IVF/tüp bebek) yönteminin uygulanması yaygın bir konsensustur.

Bu önerilin temelinde önemli bir veri vardır: aynı yaş grubunda tüp bebek ile hamile kalma oranları, basamaklı tedavi izleyenlere kıyasla neredeyse iki kat daha yüksektir. Yaş ilerledikçe, tedaviye başlamada gecikme ciddi sonuçlar doğurabiliyor çünkü reproduktif yaş, tedavi seçeneklerinin etkinliğini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle bir 42 yaşındaki hastaya 'biraz daha deneyim yapalım' önerisi, potansiyel olarak zaman kaybetmesi anlamına gelebiliyor. Yaş, başlı başına bir medikal faktör ve bu durumda zaman en değerli kaynaktır.

Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi teşhis, tedavi veya hekim tavsiyesi yerine geçmez. Sağlığınızla ilgili kararlar için mutlaka bir hekime danışın.