Çok tanrılı dinlerin tanrıları ne kadar akıllı ?

Konu ile ilgili bir video:

Tanrı niçin işitir görür ama düşünüp akletmez?

Dücane Cündioğlu hoca bu konuşmasında, bir süredir dile getirmekte olduğu; “Din ısıtır, bilim aydınlatır” veya “Bilim açıklar, din anlamlandırır” argümanının farklı kanıtlarına değiniyor. Ben ise, bu video vesilesi ile üstadın söylediklerinin dışında farklı bir iki noktaya değinmek istiyorum.

Çok tanrılı dinlerin tanrı panteonunun üyelerinin kendi aralarında geçen öyküleri dinlediğinizde şaşırıp kalabilirsiniz. Çünkü her birisi bir insan gibi takdim edilmelerine karşın, çoğunlukla beklenen insan davranışının dışında davranışlar sergilerler. Kimi ahlaken, kimisi de mantıken insan davranışından epeyce ayrılır. Herhalde bu dinlerin inanırları, “Tanrıdır, ne yapsa yeridir” diyerek bu çarpıklıkları, çelişkileri zihin ve ruh dünyalarında örttüler ve bu Tanrılara inanmaya devam ettiler. Biz burada insanların neden bu Tanrılara inanmaya devam ettiklerini değil, bu Tanrıların neden böyle ahlaksız veya mantıksız işler yaptıklarına değineceğiz.

Bu tarz bir yazı ile ilk defa karşılaşacak kişiler için cüretkar gelebilir. Ama Zodyak ve güneş kültünün ne olduğunu ve gerek kadim gerekse yakın zaman inançlarını nasıl etkilediğini bilenler için ortada kafa karıştırıcı hiç bir şey yoktur.

Güneş kültü inancına göre ortada esasen tek bir büyük tanrı vardır ve o da güneştir. Güneş, ışığı, aydınlığı, yaşamı getiren, yeri dölleyen, göklerin, mevsimlerin ve nihayet yeryüzünde olup biten bütün işlerin sebebi ve hakimidir. İnsanlar, şeylerin sebeplerini ve evrenin ulu mimarını ararken, güneşin de içinde bulunduğu Ay, Güneş, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn yedilisini diğer tüm gök cisimlerinden ayrı tuttular. Çünkü bunlar gökteki yıldızlardan çok farklı bir şekilde hareket ediyor, her biri kendine has bir döngü içerisinde hareket ediyordu. Her biri, insanların asla erişemeyecekleri bir yerde, gökte, Tanrı katında bulunuyordu. Yıldızlar ve ara sıra görünen yıldız kaymaları dışında gökyüzünde “çıplak gözle görülebilen” gök cisimleri idi bunlar. Bu gök cisimlerinin içerisinde güneşin yeri bambaşka idi. Hayatın gerçek müsebbibi, ışığın kaynağı idi. Güneş dışındaki diğer altı gök cismi de, yıldızlardan daha üstün olmalıydılar ki, kendilerine has bir döngüye sahipti. İnsanların henüz bilemedikleri etkilere, güçlere sahip olmalıydılar.

Bütün dinlerde 7 rakamının kutsanmasının ve bir haftanın yedi gün olmasının sebebi bu yedi gök cismidir. Kadim dillere göz gezdirirseniz, haftanın her gününün bu yedi gök cisminden birisine adandığını, onun ismi ile anıldığını görebilirsiniz. Sun-day, Mon-day, Satur-day ve farklı dillerdeki diğer örnekleri gibi…

Güneşin, bu yedili takım içerisinde ezel ebed en önemli bir konumda olduğunu belirtmiştik. Hayatı ve olayları doğrudan veya dolaylı olarak en çok etkileyen o olduğu için, mevsimleri, bitkilerin, tohumların üreme, çoğalma zamanlarını bilebilmek için en çok güneşin hareketleri takip edildi. Bu sayede Zodyak takvimi dediğimiz ve güneşe her ay eşlik eden takım yıldızlar yani burçlar tanımlandı. Burcun / takım yıldızın niteliğine göre, hangi ayda olduğumuz ve o ayda nasıl bir iklim düzeninin olduğu anlaşılabilecek bir kıvama geldi.

Ne var ki, bu çok önemli bilginin, okuma yazma, eğitim öğretim, cep telefonu, internet olmayan bir zaman diliminde yayılması çok kolay olmayacaktı. En büyük yaygın halk eğitimi alanının ateşin ocağın başındaki sohbet ve anlatılarla kısıtlı olduğu, kitabın değil, söylencenin, kıssanın egemen olduğu bir dönemdi bu. İşte bu dönemde okunsun diye, güneşim burçlar içerisindeki hareketleri kıssalar haline getirildi. Güneş ve kendisine eşlik eden burçlar, kişileştirilip kendileri hakkında hikayeler üretilerek güneşin Zodyak üzerindeki hareketleri anlatıldı.

Eğer bu anlatı, kulaktan kulağa, nesilden nesile aktarılabilirse, zar zor ve büyük ve uzun süreli çabalarla elde edilebilmiş olan bu bilgi korunabilirdi. Bir söylencenin korunabilmesi için önemsenmesi gerekir. Önemsenmesi için ise en kestirme yok, o söylencenin kutsanmasıdır. Yani, söylence karakterleri bizim hayatımızı etkileyen, bilmediğimiz güçlere sahip aşkın varlıklar olursa o söylence zihinde iz bırakır ve asla unutulmaz. İşte size bütün dini anlatının en gerçekçi sebebi.

Bütün kıssaların baş kahramanı aslında güneştir. Kıssalarda anlatılan hikayelerde güneş farklı farklı kişiliklere büründürülür. Tanrı veya melek veya peygamber olarak takdim edilir. Başından bir olay geçer. Buna kıssa diyoruz. Kadim inançlarda tanrıların “mantık dışı” veya zaman zaman “ahlaksız” olarak görülen hikayeleri işte bu temelde yani güneşin burçlar eşliğindeki seyahatinde şekillenir. Güneş ve burçlar her seferinde farklı kişiler olarak ve fakat Zodyak içerisinde hareket eder. Zodyak takviminde güneşin uğrak yerleri belirlidir. Yani, her kıssanın senaryosunun zorunlu bir ana teması vardır. Kıssalardaki mantıksızlığı doğuran ana sebep budur. Elde güneşe ait bir yol haritası var. Güneşin takip edeceği, sırası belirli 12 burç var. Her burcun, ait olduğu mevsim koşulları ve ürünlerle ilgili bir özelliği var. Bir senariste bu tarz zorunluluklar verirseniz, ortaya genellikle birbirini andıran, yer yer mantıksızlıklar içeren kıssalar ortaya çıkar.

İşte farklı toplumlarda, Tanrılar için birbirine çok benzer kıssaların bulunmasının temel sebebi de budur. Hikaye aynı gökyüzündeki aynı güneşe ait hikayedir. İşte bu nedenle bütün dinlerde illa ki kutsanmış bir 12 rakamı görürsünüz.

Güneşin Zodyak üzerindeki hareketlerinin kıssa kültürüne nasıl yansıdığına başka yazılarda değinmek üzere…

Ali Aksoy, 17.09.2021

Yorum Yapın

Your email address will not be published.