Ford Nucleon, 1958 yılında tasarlanan tarihsel bir konsept otomobil olarak, nükleer enerjiye dayalı bir araç vizyonunun meyvesidir. Video, bu inovatif ama gerçekçi olmayan projede kimin yer aldığını ve bu otomobilin nasıl bir sistem önerdiğini açıklamaktadır. Nucleon, Aleksis de Sakhnoffsky tarafından tasarlanmış ve Ford Motor Company tarafından ortaya konulmuş, miniature nükleer reaktör ile çalışması öngörülen bir araç olmuştur. Bu proje, 20. yüzyılın ortasında atomik enerjiyle ilgili iyimserliğin teknoloji sektörüne yansımasının dramatik bir örneğidir.

1950'ler ve 1960'lar, "Barış için Atom" (Atoms for Peace) hareketinin doruk noktası olduğu bir dönemdi ve bu dönemde nükleer enerji sınırsız temiz güç kaynağı olarak hayal ediliyordu. Mühendisler ve tasarımcılar teoride nükleer reaktörlerin otomobillere yerleştirilebileceğini düşünüyorlardı; Nucleon, bu vizyonun otomotiv endüstrisine uyarlanmış şeklidir. Tasarımda, araç altında bir reaktör bulunması ve bu reaktörün elektrik üretimek suretiyle elektrik motorlarını çalıştırması öngörülmüştür. İlginç bir şekilde, bu fikirler sadece Ford'a özgü değildir; yine o dönemde Holden (Avustralya) ve diğer üreticiler de benzer konseptler geliştirmiştir.

Ancak nükleer enerjinin otomobillerde uygulanması ciddi teknik ve güvenlik sorunları ortaya çıkarmıştır. Dönemin teknolojisiyle, mini reaktörlerin hassas kontrolü, radyasyon koruması, yakıt yönetimi ve özellikle kaza durumlarında risklerin kontrol altına alınması mümkün görülmemiştir. Nükleer atıkların yönetimi, karayollarında çalışan operatörlerin güvenliği ve kazalarda potansiyel radyoaktif sızıntı tehlikeleri, projeyi pratik olmayan bir fantezi haline getirmiştir. Bu nedenle Nucleon asla prototype aşamasında kalmıştır; hiçbir fiziksel model üretilmemiş, sadece tasarım çizimleri ve konsept rendeması varlığını sürdürmüştür.

Ford Nucleon bugün, atomik çağın iyimserliğinin ve teknolojiye olan sınırsız güveninin bir anıtı olarak kalmıştır. Proje, insanların radikal ve olanaksız görünen fikirlerle bile hayalindeki geleceği tasarlamaya ne kadar istekli olduğunu göstermektedir. Retro-futurism açısından da ilginç bir örnek teşkil eder; 21. yüzyılda elektrikli ve hidrojen araçların geliştiriliyor olması, nükleer otomobilin rüyasının etkisini hala yaşattığını gösterir. Nucleon, mühendislik tarihinin en boldca rüyalarından birini temsil ederken, aynı zamanda teknolojik gelişmenin pratik kısıtlamalarla sınırlı olduğunun da erken bir dersidir.