Stanford Hapishane Deneyi, 1971'de Philip Zimbardo tarafından yürütülen ve psikoloji kitaplarında meşhur bir araştırmadır. Deneyde gönüllü öğrenciler hapishane ortamında gardiyan veya mahkûm rollerini canlandırmıştır. Gardiyanlar birkaç günde saldırganlaşmış, mahkûmlar pasif hale gelmiştir. Orijinal sonuç 'durum insanları şekillendirir' mesajı olmuştur ve elli yıl ders kitaplarında tekrarlanmıştır.

Ancak 2018-2019'da arşiv açılınca farklı bir hikâye çıkmıştır. Araştırmacılar Ben Blum ve Thibault Le Texier, gardiyanların önceden talimatlandırıldığını, en zalim davranışlar için bir öğrencinin bilinçli rol oynadığını, mahkûmların bazılarının isyan ettiğini ve Zimbardo'nun yönetici olarak tarafsız olmadığını bulmuştur. 'Sinir krizi' sahnesi bilinçli performans olduğu varsayılmaktadır. Bu bulguların sonucu, çalışmanın metodolojisinin çok az kontrol içerdiğidir.

Karşılaştırmaya değer BBC Hapishane Çalışması (2002), denetimli koşullarda farklı davranışlar gözlemiştir. Haslam ve Reicher'in araştırması, davranış değişiminin yalnız duruma değil, grup kimliğine ve sosyal normlara bağlı olduğunu göstermiştir. Sosyal kimlik teorisi bu bulguları desteklemektedir. Stanford Deneyi'nin sonuçları bu perspektifle sınırlı görülmektedir.

Asıl öğreti daha derindedir: insanlar kötülük yaparken çoğu zaman 'durum' tarafından zorlanmaz. Yerine, yaptıklarının 'doğru' olduğuna inanırlar ve bu inanç davranışlarını meşrulaştırır. Stanley Milgram'ın otorite deneyi gibi, bu araştırma sosyal psikolojinin en önemli bulgularından biridir. Toplumdaki çelişkili davranışları anlamak için grup normlarını ve meşrulaştırma mekanizmalarını incelemek gerekmektedir.