Allen Wilson, Yeni Zelanda'da doğup Berkeley Üniversitesi'nde yaptığı devrimci çalışmalarla evrim biyolojisini dönüştürmüş önemli bir bilim insanıdır. 20. yüzyılın ikinci yarısında moleküler biyoloji ve genetik analiz teknikleri gelişmişken, Wilson fosil verileri yerine DNA dizilimini kullanarak türlerin ne zaman ortak atadan ayrıldığını hesaplama yolunu açmıştır. Bu "moleküler saat" yaklaşımı, evrimsel zamanı doğrudan genetik mutasyon oranlarından okumayı mümkün hale getirerek, geleneksel paleontoloji yöntemiyle elde edilen bulguları bağımsız bir şekilde doğrulamıştır. Videoda anlatıldığı üzere, Wilson'ın mitokondriyal DNA analizleri insanların ve şempanzelerin yakınlığını nicel olarak göstererek, birçok kemikçi bilim insanının ön yargılarıyla karşı karşıya gelmiştir.

Moleküler saat teorisinin bilimsel temeli, farklı türler arasında DNA mutasyonlarının görece sabit bir hızda gerçekleştiği varsayımına dayanır. Bu varsayım, özellikle mitokondriyal DNA gibi nispeten stabil bölgelerde işe yaramıştır ve Allen Wilson'ın ekibi tarafından 1960'lar ile 1970'lerde yoğun şekilde test edilmiştir. Şempanze ve insan DNA'sının yaklaşık %98-99 oranında benzer olduğu bulgusu, Wilson'ın araştırmasının özünü oluştururken, bu iki türün 5-7 milyon yıl önce ortak bir atadan ayrıldığını ortaya koymaktadır. Günümüz genomik teknolojileri bu bulguları daha da hassas bir şekilde doğrulamış ve biyolojik çeşitliliğin kökenini anlamada merkezi rol oynamıştır.

Allen Wilson'ın çalışmaları yalnızca günümüz evrim çalışmalarının temelini atmış değil, aynı zamanda antik DNA (aDNA) araştırma alanını başlatmıştır. Fosil kemiklerinden ve mumyalardan DNA izolasyon tekniklerini geliştirerek, binlerce veya milyonlarca yıl önceki genetik özellikleri incelemenin kapısını açmıştır. Bu yöntem, Neanderthal, Denisova insan ve diğer soyu tükenmiş hominidlerin genomunu okumayı ve modern insanlarla karşılaştırmayı sağlamıştır. Fakat bu devrim 1990'lar ve 2000'ler yılında gerçekleşmiş olup, Wilson'ın ölümü sonrasında öğrencileri ve meslektaşları bu mirası devam ettirmiştir.

Bilim dünyasının Wilson'ın teorilerine gösterdiği ilk direnç, dönemin paleontoloji ve antropoloji geleneğinde köklü değerlendirmelerin sarsılması anlamına geliyordu. Kemik morfolojisine dayanan eski filogenetik yöntemlere güvenen araştırıcılar, DNA verilerine dayanarak yapılan türleme hesaplamalarını şüpheli gördüler. Ancak zamanla moleküler kanıtlar fiziksel ve morfolojik kanıtlarla tutarlılık gösterdikçe, bu başlangıçtaki tepkiler azalmıştır. Günümüzde, Allen Wilson'ın 1960'lardan beri başladığı bu yaklaşım, evrimsel biyoloji, genetikçe, arkeoloji ve paleoantropologide standart metodoloji haline gelmiştir. Videodaki hikâye, bilimsel ilerlemenin nasıl paradigma kayması ve tecridi şephardla gerçekleştiğinin güzel bir örneğidir.